Facebook sayfamızı beğenerek destek olabilirsiniz.

Çalışma Kitabı Cevapları

İlköğretim ve Lise dersleri, konuları, soruları, performans proje ödevleri, sunuları, çalışma kitabı cevapları

Not: Yeni eğitim sitemiz  calisma-kitabi.com 'a  Kısıtlı sayıda yazar ve moderatör alınacaktır.

Ülkemizde Toprak Tipleri ve Erozyon

PDFYazdırE-posta

Sosyal Bilgiler - 6.Sınıf Sosyal Bilgiler Konuları

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

ÜLKEMIZDEKI TOPRAK TIPLERi

Yüzölçümünün büyüklüğü iklimlerinin çeşitliliği, yer şekillerinin farklılığı ve ana kaya çeşitliliği nedeniyle Türkiye'de çeşitli topraklar oluşmuştur. Bunlar en sade şekilde sınıflandırılarak yerli topraklar ve taşınmış topraklar olarak iki grup altında toplanmıştır.
1. YERLI TOPRAKLAR :

Bu topraklar genellikle düz ve az eğimli yerlerde oluşmuş topraklardır. Ana kayaların, yerinde ayrışmasıyla oluşmuş topraklardır.
Türkiye deki başlıca yerli topraklar şunlardır:
Orman Toprakları :  Orman altında gelişen,bol organik madde içeren. onun için de koyu renkli olan topraklardır. Karadeniz Bölgesi'nin büyük bir kısmında, Orta Anadolu'nun 1200 m den daha yüksek ormanlık yerlerinde, Yıldız dağlarında. Iç Bati Anadolu eşiğinde ve Güneydoğu Toroslarda yaygın olarak bulunur. Orman toprakları kireçli ye kireçsiz olmak üzere iki gruba ayrılır.
Kireçsiz orman toprakları, Kuzey Anadolu dağlarında ye Yıldız dağlarının kuzeye bakan yamaçlarındaki topraklar fazla yağış nedeniyle yeteri kadar yıkanırlar. Toprakta bulunan karbonat ve diğer çözünebilen maddeler bu yıkanmanın etkisiyle ya alt katlarda birikir ya da iyice topraktan uzaklaşır. Bunun sonucu olarak da topraklar genellikle gri (boz) renkli olurlar. Böyle topraklar asit reaksiyon gösterirler.
Kireçli orman topraklarının bünyesinde bol miktarda kireç bulunur. Yağışın yeterli olmadığı yerlerde topraktaki CaCO3 yıkanıp alt katlara taşınamaz ve topraktan uzaklaştırılamaz. CaCO3, bu tip topraklarda yüzeyin hemen altında yumrular şeklinde birikmiştir. Bu topraklar Kuzey Anadolu dağlarının güneye bakan yamaçlarında ve iç yörelerimizdeki meşe ormanlarının altında oluşmuştur. Kireçli orman toprakları kahve renklidir. Onun için bu topraklara kahverengi orman toprakları da denir.
Ister kireçli ister kireçsiz olsun orman toprakları. genel olarak tarıma elverişli değildir. Ormanlık yerlerde yağış fazlalığı sonucu. kireçsiz orman topraklarında kireçle birlikte bitki besin maddeleri de büyük ölçüde yıkanarak topraktan uzaklaştırılmıştır. Onun için bu topraklar bitki besin maddesi yönünden fakirdir. Bu yüzden ormanların tahribiyle tarıma açılan bu topraklarda ancak birkaç yıl tarım yapılabilir. Daha sonra toprak verimsiz bir hale gelir. Ayrıca orman toprakları genellikle yamaç arazi üzerinde bulunur. Üzerindeki ormanın tahrip kısa sürede erozyona uğrar. Bütün bunlar düşünüldüğü zaman, ormanlardan tarla açmanın ne kadar yanlış olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.
Bozkır (Step) ve çayır Toprakları :    Bozkırlar; yarı kurak iklim bölgelerinde bulunan. orman örtüsünden yoksun, otsu bitkilerle çalıların yetişebildiği yerlerdir. Bozkırlar yurdumuzda geniş alanlara yayılmıştır. Orta Anadolu, Iç Bati Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu (ErzurumKars platosu hariç) ve Trakya'nın orta kesimlerinde bozkırlar hakimdir. Işte bitki örtüsünün zayıf olduğu bu yörelerde organik madde yönünden fakir topraklar oluşur. Buna karşılık Doğu Anadolu'da Erzurum-Kars platolarında ye yüksek dağlarda. orman üst sınırının yukarısındaki çayırların altında organik madde yönünden zengin, koyu renkli topraklar oluşmuştur.
Türkiye'deki bozkır ve çayır topraklarının başlıca türleri şunlardır:
Kahverengi topraklar:     Bozkır alanlarında bulunmaları ve renkleri dikkate alınarak, bunlara kahverengi bozkır toprakları da denir. Orta Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu'daki ovalarda. bozkır örtüsü altında meydana gelmiştir. Bu topraklarda yıkanma zayıftır. çünkü yağış 300400 mili-metre arasında değişir. Üstten yıkanan CaCO3, yüzeyin hemen altında birikmiştir. Verimi yüksek olmayan bu topraklar üzerinde çoğunlukla tahıl tarımı yapılır. Bitki besin maddesi yönünden fakir olan bu topraklar, sulamalı ve gübreli tarıma ihtiyaç gösterir.
Kestane renkli topraklar:     Yıllık yağışın 400 milimetrenin Üzerinde olduğu yerlerde, yüksek boylu çayırlar, meşe ormanları ve çalılar altında oluşan topraklardır. Bunlar Orta Anadolu ye Doğu Anadolu bölgeleriyle Iç Bati Anadolu eşiğinde ve Göller yöresinde yaygındır. Üst horizonunda yeteri kadar Organik madde mevcuttur. Bu toprakların bir kısmında tarım yapılmakta. ama Önemli bir kısmı ise otlak olarak değerlendirmektedir.
Kara topraklar (çernezyomlar):     Türkiye de bu toprakların bulunduğu yerler, Doğu Anadolu'nun kuzeydoğu köşesidir.Özellikle ErzurumKars platolarında. yazları yağışlı karasal iklim koşullarında yetişen yüksek boylu çayırlar altında oluşmuşlardır. Sıcaklıkların düşük olması nedeniyle çayır artıkları yeterince ayrışmadan toprak Üzerinde kalır. Bu yüzden toprağın Üst kat, siyah renklidir. Çernezyomlar bitki besin maddeleri bakımından zengin olmasına karşılık,, tarım için uygun değillerdir. Çünkü bulunduklar, yerde yaz ayları. tahılın olgunlaşması için yeterli sıcaklıkta değildir. Ot verimi yüksek olduğu için buralarda, yoğun olarak büyük baş hayvancılık yapılır.
Killi-kireçli Topraklar :     Türkiye'de bu toprakların iki tipi vardır. Dönen topraklar(vertisoller) ve rendzinalar.     Dönen topraklar (vertisoller): Vertisoller. killi ana metaryel üzerinde oluştukları için bünyelerinde bol miktarda kil bulunur. Türkiye de genellikle 3. jeolojik zamandan kalma gölsel çökeller üzerinde oluşmuşlardır. Bu topraklar kurak mevsimde çatlarlar. Birkaç santimetreden 1 metreye kadar olan bu çatlaklara yaz aylarında rüzgarların taşıdığı yüzey materyeli dolar. Yağışlı mevsimde ise su ile doyan killi toprak şişer. Şişme sonucu. çatlaklardaki toprak yukarıya doğru itilir. Bu sırada toprağın alt katlarındaki çakıllar da yüzeye doğru hareket eder. Böylece toprağın altındaki metaryal yüzeye. yüzeyindeki materyal ise tabana doğru hareket eder. Işte bu döngü hareketinden dolayı vertisollere dönen topraklar denmiştir. Dönen topraklar Güney Marmara'da kepir, Orta Anadolu'da ise taş doğuran toprak olarak adlandırılır. Vertisollerin üst kısmi organik bakımdan zengin olduğu için koyu renklidir. Bol killi oldukları için işlenmesi zor olan bu topraklar Ergene havzasında yaygındır. Burada genellikle ayçiçeği ekimi yapılır. Güney Marmara'daki çöküntü alanlarında, Konya ve Muş havzalarında da geniş alanlar vertisollerle kaplıdır.
Rendzinalar: Ülkemizde killi-kireçli-marnlı gölsel çökeller geniş bir yayılım gösterir. Rendzinalar bu anakayalar üzerinde oluşmuş topraklardır Koyu renkli olan üst katlarında bol miktarda cakıllar bulunur. Rendzinaların yayılış alanları: Ege Bölgesi, Orta Anadolu ve Doğu Anadolu'nun çöküntü alanlarıdır. Orta ve Doğu Anadolu'da düz ve az eğimli yerlerde bu topraklar üzerinde genellikle tahıl tarımı yapılır. Ege Bölgesi'nde ise meşe ormanları daha çok bu topraklar üzerinde bulunur. Eğimli yerler ise otlak olarak değerlendirilir.

Çorak (tuzlu-alkali) Topraklar :     Bunlar, bünyelerinde bol miktarda çeşitli tuzlar bulundurduğu için tuzlu topraklar olarak da adlandırılır. Bu topraklar, taban suyunun yüzeye çok yakın ve yüzeyde olduğu yerlerde meydana gelirler. Buna bağlı olarak dışa akışı olmayan çukurlukların orta kesiminde ve deltalarda oluşurlar. Çorak toprakların Türkiye'deki yayılış alanları; Tuz Gölü, Burdur Gölü ve Acıgöl başta olmak üzere diğer tuzlu göllerin çevresindeki arazilerdir. Bu topraklar üzerindeki bitki örtüsü çok cılızdır. Sadece tuzcul bitkilerin yetiştiği bu topraklar, tarım için uygun değildir.
Kumlu-Tüflü Topraklar :    Bu topraklar volkanik kum, kül (volkanik tüfler) ile volkanik kökenli olmayan kumlar üzerinde oluşmuşlardır. Ince bir üst horizonun hemen altında anakaya bulunur. Yani bu topraklar normal bir toprak profiline sahip değildirler. Organik madde, kireç ve kil bakımından fakir olan bu topraklar çok geçirimlidir. Su tutma kapasiteleri çok düşük alan bu topraklar. yurdumuzda çoğunlukIa volkanik anakaya üzerinde oluşmuştur. En yaygın olarak ÜrgüpNevşehirAvanos çevresinde bulunur. Bu topraklar üzerinde Üzüm bağları yaygındır. Ayrıca bahçe tarımı ve patates ekim alanı olarak da değerlendirilir.

2. TAŞINMIŞ TOPRAKLAR :    Bilindiği gibi yeryüzündeki yüksek yerler sürekti aşınmakta, aşındırılan bu materyal akarsularla uzak mesafelere taşınmaktadır. Taşınırken de parçacıklar işlenmekte ve yuvarlaklaşmaktadır. Bu materyal iriliğine göre; çakıl, kum, mil (silt) ye kit olarak adlandırılır ve hepsine birden alüvyon denir. Alüvyonların birikmesiyle alüvyal topraklar oluşur. Alüvyal topraktarın en yaygın olduğu yerler deltalardır. Vadi tabanlarının genişlediği yerlerdeki akarsu boyu ovaları da alüvyon topraklardan oluşur. Ayrıca pek çok ovanın tabanındaki verimli tarım toprakları da alüvyaldir. Bunların başlıcaları; Kuzey Anadolu fay zonu üzerinde bulunan çöküntü ovaları, Güney Marmara Ovaları, Ege bölümündeki Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes ovaları, ve Doğu Anadolu'daki Erzincan, Erzurum, Pasinler ye Muş ovalarıdır.
Alüvyal topraklar derin ve geçirgen topraklardır. Bitki besin maddesince zengindir. Kum, kil ye çakıldan oluştuğu için kolay işlenebilirler. Onun için Türkiye'nin en verimli tarım alanları bu verimli topraklardır.
Kolüvyal topraklar da taşınmış topraklardır. Ancak bunlar alüvyal topraklar gibi, aşındırıldıkları yerden fazla uzaklarda oluşmamışlardır. Genellikle yamaçlardan aşındırılan materyalin hemen etekte birikmesiyle oluşmuşlardır. Kolüvyal topraklar tam olarak oluşmamış topraklar olduğu için, horizonlar gelişememiştir. Bunlar derin ve geçirgen topraklardır.
Türkiye topraklarının başlıca sorunları şunlardır:
*  Erozyon
*  Tuzluluk
*  Taban suyu yüksekliği
*  Kirlenmedir.
TÜRKIYE'DE VE DÜNYADA EROZYONUN BOYUTU
3.1-Türkiye'de Erozyonun Boyutu
Yurdumuzun 3/4'ünde aktif erozyon (orta veya şiddetli erozyon) hüküm sürmektedir.
Birim zamanda, yeni oluşan toprak miktarı kadar, toprak taşınması varsa bunun için normal erozyon veya sıfır şiddetteki erozyon ifadesi kullanılır.
Erozyonun sıfır ve hafif olduğu alanların Türkiye yüzölçümüne oranı % 13,86'dır. Ülkemiz topraklarının % 79.43 oranında orta, şiddetli ve çok şiddetli erozyon görülmektedir .
3.2-Türkiye Akarsularında Taşınan Sediment Miktarı  
Türkiye'de erozyon en fazla sırasıyla Fırat, Dicle ve Yeşilırmak Havzaları'nda görülmektedir. Toplam taşınan sediment/toprak miktarı 345.939.032 ton/yıl'dır. Ancak , ölçümlerde yer almayan ve yatak yükü olarak ifade edilen kum çakıl gibi materyaller ile yamaçlardan akarak inen ve akarsulara ulaşmayan topraklarda dikkate alındığında Türkiye'deki erozyonun gerçekten 500 milyon tona hatta bazı yazarların değerlendirmelerine göre de 1 milyar tona ulaştığı ifade edilmektedir. Aynı şekilde bu değerlendirmelere göre yapılmış olan hesaplar da Türkiye'deki erozyonun normal erozyondan 18-20 misli fazla olduğu belirtilmektedir.
Erozyon sonucunda barajlarımızda biriken katı materyaller, kullanılabilir baraj rezervuar hacminde gözle görülür kayıplara neden olmakta, büyük yatırımlarla gerçekleşen barajlarımızın ömrünü kısaltmaktadır. Özellikle, Keban, Karakaya ve Atatürk Barajları'nın çevresi bitki örtüsünden yoksun ve arazi de eğimlidir. Bu nedenle bu barajlar tahmin edilen zamandan önce ekonomik ömrünü tamamlayacaktır.
Misal olarak, toprak erozyonundan barajlarımızın ne ölçüde etkilendiğini gösteren bazı tespitlerde şöyledir.
Erozyon sonucu ekonomik ömürleri dolmuş ve dolmakta olan 16 barajımızın durumu
BARAJIN
adı    Bölgesi    Su Tutma tarihi    Ekon.Ömrü tarih    Ekon.Ömrü yıl
Altınapa     Iç Anadolu    1965    1984    19
Bayındır    Iç Anadolu    1964    1992    28
Buldan    Ege                1966    2036    72
Çaygören    Ege              1970    2047    77
CIP    Doğu Anadolu        1965    2005    40
ÇubukI    IçAnadolu           1935    2010    75
Demirköprü    Ege           1957    1998    41
Hirfanlı    Iç Anadolu         1957    1990    33
Karamanlı    Ege              1972    1985    13
Kartalkaya    Akdeniz         1970    1989    19
Kemer    Ege                   1957    1979    22
Kesikköprü    Iç Anadolu    1964    2030    66
Selevir    Iç Anadolu          1963    1990    27
Seyhan    Akdeniz             1955    2025    70
Sürgü    Doğu Anadolu       1967    2002    35
Yalvaç    Akdeniz                1971    1998    27

3.3-Dünyadaki Erozyonun Türkiye Ile Karşılaştırılması
Türkiye'deki akarsular ile sadece yüzer halde taşınan malzeme miktarı ortalama olarak yılda 345 milyon tonun üzerindedir. Dünyadaki akarsularda yüzer halde taşınan katı madde miktarı toplam 20 milyar ton düzeyindedir. Türkiye'deki akarsuların taşıdığı yüzer haldeki malzeme miktarı, dünyada taşınan katı madenin 1/50'sine denk düşmektedir.
Ülkemizde 1 kilometrekarelik alandan aşınarak akarsulara karışan ince malzeme miktarı, yılda ortalama yaklaşık 600 ton'dur: Dünyada ise yılda ortalama 142 ton'dur.
Ülkemizde birim alandan taşınan katı materyal miktarı; Afrika'dan 22 kat, Avrupa'dan 17 kat ve Kuzey Amerika'dan 6 kat daha fazladır .
Bu rakamlar, ülkemizdeki erozyonun çok şiddetli olduğunu göstermektedir.
Ekonomi
Tarım: Türkiye ekonomik yapı bakımından tarıma dayanan bir ülkedir. Tarım sektörü üretimle ilgili sektörler içinde en büyük payı almaktadır. Gayri safi milli hasılaya % 20.5'lik bir katkısı vardır. Ülkenin % 35'i işlenen tarım arazisidir. Ancak bugün tarım arazisi olarak işlenen toprakların sınırlarına yaklaşılmıştır. Türkiye nüfûsunun büyük bir bölümü kır kesiminde yaşamakta ve gelirini tarımdan sağlamaktadır. Tarım sektörüne ayrılan kamu yatırımlarının % 60'ını sulama yatırımları meydana getirmektedir.
Türkiye, çeşitli iklim kuşaklarının etkisi altında bulunan ve bu yüzden, tropikal iklim bitkileri haricinde dünyada en çok bitki türüne sahip ülkelerden biridir. Ekilen tarım arazileri içinde hububat ekiliş alanı % 49'a varan bir oranla baş sırayı almaktadır. Bunun ardındansa endüstri bitkileri ve yağlı tohumlar gelmektedir. Buğday, arpa, çavdar, yulaf, mısır, darı, pirinç, mahlut, kuşyemi, bakla, bezelye, nohut, fasulye, mercimek, soya fasulyesi, börülce ve burçak başlıca hububat ve baklagil çeşitleridir. Sekiz milyon hektar civarında bulunan nadas alanlarının azaltılması için Tarım ve Orman Bakanlıklarının yaptığı çalışmalar sonucu bu miktar devamlı azalmaktadır. Bu alanlarda baklagil ve yer bitkilerinin münavebeye sokulmasıyla hem insan beslenmesinde, hem de hayvan yemi olarak çok önemli olan bu ürünlerde, önemli üretim artışı sağlanmaktadır. Çorum-Çankırı bölgesinde yapılan proje çalışmaları sonuçları bu konuda önemli kazançların sağlanacağını göstermiş bulunmaktadır. Nitekim bu proje başlangıcında bölgede % 40-45 olan nadas alanları % 25'e indirilmiş ve burada münavebeye sokulan mercimek ve nohut üretimindeki artışlar çiftçi gelirlerini ve ihracat imkanlarını arttırmış, böylece ülke ekonomisine büyük katkılar sağlamıştır.
Büyük ölçüde sulu tarıma dayalı olarak üretimi yapılan sanayi bitkilerinin beslenmemizde, sanayiye hammadde sağlanmasında ve ihracatta önemli yeri bulunmaktadır. Toplam bitki üretimine ayrılan arazilerin yaklaşık % 7'sini ve toplam üretimin de % 25'ini sanayi bitkileri meydana getirmektedir.
Tütün, pamuk, şekerpancarı, patates, kenevir başlıca sanayi ürünlerimizi meydana getirmektedir. Özellikle tütün üretiminde tesirli denetim ve teknik yardım hizmetlerinin çiftçilere götürülerek tütün ekim alanlarının genişlemesi yerine, verim, kalite artışı ve ihracata önem verilmesi, şekerpancarı üretimindeyse şeker ithaline meydan vermeyecek gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir.
Türkiye'de pamuk, gerek üretici ve gerekse sanayi sektörü ve dış ticaret bakımından geniş bir kesimi ilgilendiren, tarıma dayalı dokuma sanayimizin hammaddesi olan, ihtiyaç duyulan döviz gelirinin 1/4'ünü tek başına sağlayan ve aynı zamanda ülkenin bitkisel yağ ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayan sanayi bitkisidir.
Türkiye meyve ve sebze potansiyeli bakımından dünyanın sayılı ülkeleri arasındadır. Tarım üretim değerinin % 49'luk bölümünü meydana getiren hayvancılık ülke gelirinde önemli bir yer tutar. Milli gelir içindeki payı ise % 10 civarındadır. Ülkenin mevki ve değişik ekolojik bölgeleri hayvancılığa müsait olup, büyük bir potansiyeli mevcuttur. Hayvan miktarı bakımından  dünya ülkeleri arasında önemli bir mevkiye sahiptir. Genellikle koyun, keçi ve sığır yetiştirilir. Üç yanı denizlerle çevrili olan ve akarsuları ve gölleriyle geniş bir su ürünleri potansiyeli olan Türkiye için su ürünleri önemli bir faaliyet koludur. Fakat su ürünlerinin kişi başına yıllık tüketimi oldukça düşüktür. Ülkenin orman varlığı 1994 yılı itibariyle 20.200.000 hektar dolayındadır. Genellikle yüksek artma gücüne sahip hızlı büyüyen türdeki ağaçların yetiştirilmesine hız verilmektedir. Bunun için okaliptüs ve kavak ağaçları bolca yetiştirilmektedir.

Sanayi: Türkiye'de 1923 yılında çoğu ufak 341 endüstri kuruluşu olduğu tespit edilmiştir. 1927 yılında çıkarılan Sanayi Teşvik Kanunundan faydalanılarak kurulan teşebbüsler toplamı 1932'de 1473'e ulaşmış; çalıştırılan işçi sayısı da 55.321'i bulmuştur. Büyük yatırımları gerektiren tesislerin 1930'lardan sonra devlet eliyle kurulmaya başlanması, sanayileşme alanındaki ilk önemli adımı meydana getirmiş ve Ikinci Dünya Savaşından sonra özel teşebbüs de daha geniş ölçüde yatırıma girişmeye başlamıştır.
Sanayi sektörü genel olarak imalat, madencilik ve enerji gibi üç bölüme ayrılabilir. Yaklaşık % 55'e varan ağırlığı ile imalat sanayii; tüketim malı üreten sanayi (tütün, dokuma, giyim sanayii gibi), ara malı üretim sanayii (orman, deri, lastik, çimento vs.), yatırım malları sanayii (kara-demiryolu taşıtları...) olmak üzere üç bölüme ayrılır. Bugün imalat sanayiinde en büyük payları sırasıyla gıda, dokuma-giyim, petrol, demir-çelik ve kimya almaktadır. Sanayi hakkında her ilde ayrıca geniş bilgi verilmiştir.
Türk ekonomisinin esas problemlerinden biri olan dış kaynaklara bağlılığının azalması, toplam ihracat içinde sanayi ürünlerinin payının artmasına önem verilmektedir.
Türkiye ekonomisinde tarım ve hizmetler sektörlerinin büyük ağırlık taşıması ve teknolojik zayıflık dış ticaret yapısına da yansımıştır. Son zamanlarda ihracat ağırlık kazanmıştır. Özellikle ihracat yapısını sanayi ürünlerine dökmek prensip olmuştur. Başlıca ihraç maddeleri şunlardır: Hububat, tohumlar, sanayi bitkileri, meyve-sebze, hayvani ürünler, su ürünleri, yeraltı zenginlikleri, çimento, lastik, plastik, deri-kösele, dokumacılık ve madeni eşyalar. Genellikle OECD ve AT ülkeleriyle olan ihracat azalmıştır. Buna karşılık Ortadoğu ve Islam ülkelerine olan ihracat büyük ölçüde artmıştır. Türkiye ihracatının en çok yapıldığı ülkeler sırasıyla:; Almanya, Irak, Libya, ABD, Isviçre, Iran, Fransa, BDT, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Mısır'dır. Türkiye'nin ithalatı 1978 yılının başlarına kadar hızla genişlemiş, bir ara durgunlaştıktan sonra artış hızına devam etmiştir. Genellikle yatırım maddeleri, hammadde, tüketim maddeleri, makina-techizat ve inşaat malzemeleri ithal edilmektedir. Hammadde ithalatı Türkiye ithalatı içinde % 73'lük bir oranla en büyük payı almaktadır. Ithalatın yapıldığı başlıca ülkeler; OECD ülkeleri, AT ülkeleri, Almanya, Danimarka, Fransa, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, Ingiltere, Irlanda, Italya, Yunanistan, ABD, Rusya ve Japonya'dır. Yine son yıllarda Islam ülkeleriyle olan ithalat büyük bir artış göstermiştir. Bunlar içerisinde en büyük payı ise Irak, Libya, Iran, Suudi Arabistan almaktadır.
Ulaşım: Türkiye'de ulaşım devlet eliyle yönetilmektedir. Kara, demir, deniz ve hava yollarıyla ilgili her türlü yapım, onarım, yönetim ve denetim işleri Ulaştırma Bakanlığına bağlı bulunur. (Bkz. Demiryolları, Deniz Ulaşımı, Karayolları)
Bunun yanısıra taşıma işlerinin bir bölümü özel sektör eliyle yapılmaktadır. Ancak bu işin denetimi de kamu tarafından yapılmaktadır. Ulaştırma ve haberleşmeyle ilgili işler Ulaştırma Bakanlığının ilgili birimleri tarafından yapılmaktadır.
Türkiye'nin posta, telefon ve telgraf hizmetlerini sağlayan PTT ayrıca, adli tebligat işlerini, posta çekleriyle ilgili işleri yürütür, radyo ve televizyon alıcılarına ait ruhsatnameleri verir, bunların yıllık ücretlerini alır ve milletlerarası telsizci şehadetnameleri verir.
PTT'nin bu işleri yürüten kuruluşunda Merkez Teşkilat, Yönetim Kurulu ile Genel Müdür ve Yardımcılarından meydana gelmektedir. Yine Merkezde Araştırma ve Geliştirme Kurulu, Tetkik Kurulu ve Teftiş Kurulu Başkanlıkları ile Hukuk Müşavirliği ve Savunma Sekreterliği bulunmaktadır.

Türkiye'deki hava, deniz ve kara yollarıyla ulaşımın genel durumu ise şöyledir:
Hava yolu: Dünyanın belli başlı şehirlerinden kalkan uçaklar Istanbul havaalanına iniş yapmaktadırlar. Bazı uçak şirketleri ise, Ankara'ya iniş yaparlar. Izmir, Antalya, Adana ve Dalaman havaalanları Carter uçaklarına açıktır.
Deniz yolu: Deniz yolunu tercih edenler Istanbul ve Izmir ile Ege ve Akdeniz kıyılarında otuz kadar limanda karaya çıkabilirler. Akdeniz'in önemli limanlarıyla bu iki Türk limanı arasında düzenli seferler vardır. Ayrıca Adriyatik kıyılarındaki Italya limanlarıyla, Izmir arasında feribot seferi bulunur. Karadeniz, Istanbul arasında da düzenli seferler yapılır.
Kara yolu: Kara yoluyla seyahat etmek isteyenler, özel araba, otobüs veya treni seçebilirler. Avrupa'nın büyük merkezlerinden hemen hemen her gün Istanbul'a tren seferleri yapılmaktadır. Aynı şekilde Istanbul'dan hareket eden Toros Ekspresiyle Irak ve Suriye'ye gitmek mümkündür. Öte yandan Türkiye ile Iran arasında kurulan demiryolu hattı iki ülke arasında doğrudan bağ meydana getirmektedir. E-5 Avrupa Turistik Karayolu, Edirne yakınlarında Kapıkule Türk sınırını geçerek Istanbul'a uzanır.
Türkiye karayolu şebekesi son otuz yılda büyük ölçüde gelişmiş bulunmaktadır. Uzunluğu 319.133 kilometreyi bulan yolların 64.000 km'lik kısmı asfalttır. Öteki bölümü stabilize yollardır.
Türkiye'de özellikle kış aylarında doğu bölgesinin kar altında kalmasına rağmen yollar her mevsimde kullanılabilir durumunu korumaktadır. Kıyı boyunca giden yollar ilgi çekici güzel görüntüler vermektedir.
Kara yollarıyla bağlantılı olarak 8000 kilometrelik demiryolları da kendi aralarında önemli şehir merkezlerine bağlanırlar. Pekçok hat üzerinde yataklı, kuşetli veya pulmanlı vagonlar bulunmaktadır.
Su ürünleri: Üç yanı denizlerle çevrili olan ve akarsuları ve gölleriyle geniş bir su ürünleri potansiyeli olan Türkiye için su ürünleri önemli bir faaliyet kolu olmaktadır. Su ürünleri bakımından Türkiye'nin potansiyeli şöyle bir tablo içinde gösterilebilir:
Kıyı şeridi: 7200 km
Tabi göl: 203.550 hektar
Baraj gölü: 149.515 km2
Akarsu: 175.715 km
Gölet: (300 kadar)
Ancak bu zengin potansiyelden çeşitli sebeplerle uzun yıllar faydalanılamamıştır.
Ucuz hayvansal protein kaynağı olarak halkın beslenmesinde (dengeli beslenme) büyük önemi olan su ürünlerinin kişi başına yıllık tüketimi, dünyanın bu konuda gelişmiş ülkeleriyle karşılaştırılmayacak kadar düşüktür.
Deniz ürünlerini muhafaza edilecek yerlerin azlığından, genellikle kıyı kesimlerinde taze olarak tüketilen balığın Doğu Karadeniz'de yıllık tüketimi kişi başına 35-40 kg'ı bulurken, Anadolu'nun çeşitli yerlerinde bir kg'ın altına düşmüştür. Pazarlama, soğuk muhafaza, taşımacılık konusundaki gerekli tedbirler alındığında, halkın su ürünleri tüketimi alışkanlığı zamanla gelişerek bu tüketim dengesizliği giderilebilecektir.
1971 yılında yürürlüğe giren 1380 sayılı Su Ürünleri Kanununun, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına verdiği görevleri yürütmekle görevli Su Ürünleri Daire Başkanlığının aldığı tedbirlerle, üretim yıldan yıla artmaktadır.

Insanların  toprağı işleyerek ekme ve dikme yoluyla ondan ürün elde etmesi faaliyetine  tarım denir.
Türkiye Topraklarından Yaralanma Oranları:
Topraklarımızdan faydalanma oranı daha çok iklim ve yer şekilleri özelliklerine bağlıdır. Ülkemizde yüksek dağlık kesimler geniş alan kaplar. Dik yamaçlar çoktur. Buralarda topraktan faydalanma çok kısıtlıdır. Buna göre ülkemiz arazisinin  % 36 sı ekili-dikili alan, % 32'si çayır ve otlak,  % 26 sı orman ve % 6'sı diğer alanlar (yerleşim birimleri , tarıma elverişsiz çıplak kayalıklar gibi) dır.
Not: Tarımdaki makinalaşmanın etkisiyle çayır ve otlakların alanı   daralırken, tarım alanlarımız genişlemektedir.
Bölge Yüzölçümüne Göre Ekili Dikili Alanların Oranları:
1.      Marmara Bölgesi: %30
2.      Iç Anadolu Bölgesi: %27
3.      Ege Bölgesi: %24
4.      G.Doğu Anadolu Bölgesi: %20
5.      Akdeniz Bölgesi: %18
6.      Karadeniz Bölgesi: %16
7.      Doğu Anadolu Bölgesi: %10 
Türkiye'de Tarımı Etkileyen Faktörler:
1.  Sulama: Türkiye tarımında en büyük sorun sulama sorunudur.  Tarımda sulama ihtiyacının en fazla olduğu bölgemiz G.Doğu Anadolu Bölgesi iken , bu sorunun en az olduğu bölgemiz Karadeniz Bölgesidir.
Akarsularımızın derin vadilerden akması ve rejimlerinin düzensiz olmasından dolayı sulamada yeterince faydalanamıyoruz. Bunun için mutlaka akarsular üzerindeki  baraj  sayısı artırılmalıdır.
Sulama Sorunu Çözüldüğünde;
Üretim artar.
Nadas olayı ortadan kalkar.
Tarımda iklime bağlılık büyük oranda azalır.
Üretimde süreklilik sağlanır.
Üretim dalgalanmaları önlenir.
Daha önce sebze tarımı yapılmayan bir yerde sebze tarımı da yapılmaya başlanır.
Tarım ürün çeşidi artar.
Köyden Kente göçler azalır.  Yılda birden fazla ürün alınabilir. Bu konuda en şanslı bölgemiz  Akdeniz, en şanssız bölgemiz  Doğu Anadolu Bölgesidir
2.Gübre Kullanımı: Tarımda sulama sorunu çözüldükten sonra üretimi daha da artırmak için gübre kullanımı artırılmalıdır.
Ülkemizde hayvancılığın gelişmiş olması tabii gübre imkanını oluşturmaktadır. Ancak yurdumuzda tabii gübrenin yakacak olarak kullanılması bu olumlu durumu ortadan kaldırmaktadır. Ülkemizde üretilen suni gübre yeterli olmadığı için ithal (Fas, Tunus, Cezayir gibi ülkelerden) etmekteyiz. Bu da maliyeti artırdığından çiftçilerimiz yeterince  gübre kullanamamaktadır.
Gübre ihtiyacı, tabii gübrenin yakacak olmaktan kurtarılması ve gübre fabrikalarının artırılması ile karşılanabilir.  
3.Tohum Islahı: Sulama ve gübre sorunu çözüldükten sonra verimi daha da artırmak için kaliteli tohum kullanılmalıdır. Ülkemizde kalite tohum üretme konusunda devlet üretme çiftlikleri  ve tohum ıslah istasyonları çalışmalar yapmaktadır. Ancak kaliteli tohum ithali devam etmektedir.
4.Makine Kullanımı: Ürünün zamanında ekimi, hasadı ve yüksek verim için makine kullanımı şarttır. Ancak makine kullanımı yurdumuzda yeterli ölçüde gelişmemiştir. Sebepleri:  
Makine kullanıma elverişsiz alanların varlığı,
Makine kullanımının ekonomik olmadığı küçül alanların varlığı,
Iş gücünün bazı bölgelerde daha ucuz olması,
Makine fiyatlarının çiftçinin alım gücünün üstünde olması
5.Zirai Mücadele: Tarımdaki hastalıkların, yabani otların ve haşerelerin  meydana getireceği üretim düşüklüğünü önlemek için ilaçlı mücadele şarttır. Zirai mücadelede daha çok ilaç kullanılmaktadır.
6.Toprak Bakımı: Tarla yağışlardan önce sürülmeli , yabancı otlardan arındırılmalıdır. Erozyona karşı korunmalıdır.
7.Toprak Analizi: Toprak analizleri ile en iyi verim alınabilecek ürün belirlenir. Ayrıca toprağın ihtiyacı olan mineraller tespit edilerek kullanılacak gübre belirlenir.
8.Destekleme Alımı ve Pazar: Verimi etkilemez. Üretim miktarını etkiler. Çiftçi ürettiği malı pazarda zarar etmeden   satabilmelidir. Çiftçinin elverişsiz piyasa şartlarından olumsuz etkilenmemesi için devlet bazı ürünlerde destekleme alımı yapmaktadır (Destekleme alımı: Devletin çiftçinin malını belirli bir taban fiyat üzerinden alması olayıdır.)  Destekleme alımı yapılan ürünler: Pamuk, tütün (2002 yılından itibaren kaldırıldı), Ş.Pancarı, buğday,çay, fındık, K.Üzüm, K.Incir, K.Kayısı, Haşhaş gibi dayanıklı ve sanayiye dayalı ürünlerdir.
***Destekleme alımı yapılan ürünlerin üretiminde dalgalanmalar az olur ve fiyatı sürekli   artar.  
9 Çiftçi eğitilmeli ve kredi desteği sağlanmalıdır.

TARIM IŞLEME METODLARI
1. Intansif (Modern-Yoğun) Tarım Metodu: Nüfusa göre ekili dikili alanların sınırlı olduğu ülkelerde uygulanır. Birim alandan alınan verim çok yüksektir. Ör. Hollanda, Danimarka, Japonya, Isveç ve Israil gibi ülkelerde bu tür tarım metodu uygulanmaktadır. Yurdumuzda ise Akdeniz ve Ege Bölgelerinde uygulanan seracılık faaliyetleri intansif tarım metoduna örnektir.
2. Ekstansif (ilkel-Kaba-Yaygın ) Tarım Metodu: Nüfusa göre tarım alanlarının fazla olduğu ülkelerde uygulanan tarım metodudur. Birim alandan alınan verim düşüktür. Üretim miktarında iklimin etkisi vardır. Yurdumuzda uygulanan tarım metodu genelde bu şekildedir.
Not: Intansif tarım metodu ile ekstansif tarım metodu arasındaki en önemli fark birim alandan alınan verimdir.
3. Nadas Tarım Metodu: Verimi en düşük tarım medodudur. Tamamen iklime bağlılık gösterir. Yağışın az, sulamanın yetersiz olduğu alanlarda uygulanır. Türkiye'de nadas tarımının en fazla uygulandığı bölge Iç Anadolu Bölgesidir. Nadas olayı en az Karadeniz bölgesinde uygulanır.
Nadas, toprağın  su ve mineral kazanmasını sağlamak amacıyla boş bırakılmasıdır.
4. Plantasyon Tarım Metodu: Tropikal kuşakta ticari amaçla çok geniş alanlarda bir veya bir kaç çeşit ürün yetiştirmeye dayalı tarım metodudur. Ör: Brezilya'da; çay, kahve ve muz, Seylan (Srilenka)'da; çay , Malezya'da; kauçuk gibi.

TARIMI ETKILEYEN FAKTÖRLER
iklim (Sıcaklık, Yağış miktarı, Yağış rejimi)
Yükselti (Sıcaklığı etkilediği için)
Denize göre konum (iklimi etkilediği için ) :Yağış isteği fazla olan ve düşük kış sıcaklıklarına karşı dayanıksız bitkiler deniz etkisindeki yerlerde yetişir.
Toprak şartları
Beşeri faktörler

alıntı

Ayrıca Bakınız

4.Sınıf Sosyal Bilgiler

5.Sınıf Sosyal Bilgiler

6.Sınıf Sosyal Bilgiler Konuları

6.Sınıf Sosyal Bilgiler Soruları

6. Sınıf Sosyal Bilgiler Performans Ödevleri

7.Sınıf Sosyal Bilgiler Konuları

Ülkeler Ansiklopedisi

Tarih Haritaları

Coğrafya Haritaları

Eğitici Flash Oyunlar

Atatürk ResimleriAtatürk Resimleri (105)

Türk BayraklarıTürk Bayrakları (35)

Ülkemizde Toprak Tipleri ve Erozyon

Yorum ekle

Ziyaretci, Tehdit edici, küfürlü, müstehcen, kaba, nefret dolu mesajlar göndermek kesinlikle yasaktır
Kurallara uyulmaması durumunda yazı ekleme
anındaki
IP BILGILERI, YASAL IŞLEMLER IÇIN,
ilgili mercilere iletilir


Güvenlik kodu
Yenile

Tüm hakları saklıdır. Site Adı Açıkca  belirtilerek , ve yazıya link verilerek bir bölümünden alıntı yapılabilir. Yazının izinsiz tamamen kopyalanması durumunda hukuki işlem yapılacaktır. Detaylı Bilgi için Kullanım ve Gizlilik Sözleşmesine Bakınız.Telif Hakkı olan mataryel bildirliği an yayından kaldırılacaktır.

Copyright © 2009 aygunhoca.com